25 07 2011

Sempozyum Sonuç Bildirgesi

Sempozyum Sonuç Bildirgesi-24-25.12.2010 PDF Yazdır E-posta

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

 

Bağımsızlık ve Toplumsal Eşitlik İçin

 

                                           ULUSAL YÖNETİM SEMPOZYUMU

 

                                                       (24-25 Aralık 2010)

 

                                                      SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezince düzenlenen “Bağımsızlık ve Toplumsal Eşitlik İçin ULUSAL YÖNETİM” Sempozyumunun 2 gün boyunca gerçekleştirilen 6 oturumunda sunulan yazılı ve sözlü bildiriler sonucunda, oturum yöneticileri, konuşmacıları ve katılımcıları olarak aşağıdaki değerlendirme ve saptamalarımızı kamuoyuna duyururuz:

 

1. Dünyada ülkeler birbirlerine karşılıklı bağlıdırlar; bağımlı değil. Bağımlılık, bu bağlarda karşılıklı-denk olmayan hastalıklı bir durum olduğunu gösterir. Karşılıklı bağlar, bu hastalıklı boyut kesip atılarak sağlıklı ve onurlu bir biçimde, yani azgelişmiş ülkelerin bağımsızlığı temelinde yeniden inşa edilmelidir. Türkiye, küreselleşme adı altında uygulanan emperyalist politikalarla iktisadi bağımsızlığını yitirmiş, adeta sömürge ülke düzeyine düşürülmüştür.

 

2. Özelleştirme politikasıyla, başta sanayi, tarım ve hayvancılık olmak üzere, ticaret, iletişim, limanlar bankacılık gibi tüm temel iktisadi alanlarda, cumhuriyetimizin bize kazandırdığı tüm kamusal kuruluşlarımız elden çıkarılmıştır. Devletin çekildiği alanları yerli özel sektörün dolduracağı ve devletten daha iyi iş göreceği biçimindeki gerçek dışı vaatler boş çıkmıştır. Sonuç, her alanda, en açık biçimde hayvancılık alanında yaşandığı gibi tam bir çöküş, telefon-internet alanında görüldüğü gibi yabancı tekelci şirketlerin yayılması olmuştur.

 

3. Küreselleşme ve özelleştirme, kısaca yabancılaştırma uygulamaları sonunda işyerlerinin kapanması ve üretimden kopuş, çok öncelerden bu yana söylediğimiz gibi işsizliğin, yoksulluğun, çaresizliğin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Gelir dağılımında adalet kabul edilmesi mümkün olmayan ölçüde bozulmuştur. Toplumsal sınıf ve kesimler arasında, bölgeler arasında, kentlerin içinde farklı semtler arasında ortaya adeta uçurumlar çıkmıştır.

 

4. Bu politikaların yarattığı toplumsal eşitsizlik ve ulusal bağımlılık sorununa karşı bizce çıkış yolu, ısrarla ve sabırla,

 

(a)   Kurtuluş ve kuruluş felsefemizin yoğunlaşmış ifadesi olan Kemalizm’e sıkı sıkıya bağlı kalarak, emperyalizme karşı mücadeleyi temel alan ve altı ilkenin altısına da aynı önemde değerlendiren bir anlayışla

 

(b) güçlü bir planlama anlayışıyla sağlanacak olan iktisadi bağımsızlık sistemi ve,

 

(c) yoksullukla mücadele gibi sadakacı politikalar yerine sosyal devlet ve eşitlikçi bir gelir dağılımı sistemi kurmaktır.

 

5. Ayrılmaz ikili oldukları görülen dinsel inanç sömürüsüne dayanan tarikatçılık ile ayrılıkçılık – bölgecilik, iktisadi çöküşün siyasal sonuçlarıdır. Bunlardan ilki laik devlet yerine ‘cemaatler devleti’ talebiyle yürürken, ikincisi ulusal devlet yerine ‘milliyetler devleti’ talebiyle yürümektedir. Her ikisi de küreselci güçler ve bunlarla işbirliği yapan eski ve yeni büyük sermaye çevreleri tarafından desteklenen bu iki akıma karşı savunduğumuz görüşler açıktır:

 

a)     Türkiye, temel bir anayasal ilke olarak, “ülkesi ile bölünmez bir bütündür”: Topraklarımızda, coğrafi alanımızda kurulan siyasi yapı üniter/tekçidir, bu tercih tarihsel koşullarımızın ve toplumsal yapımızın bir gereği olduğu gibi, günümüzde yürütüldüğü görülen Orta Doğu ülkelerini yeniden haritalandırma niyetleri karşısında güncel bir gerekliliktir. Federalizm önerileri kabul edilemez. Türkiye yoluna “üniter devlet” olarak devam etmelidir.

 

b)    Türkiye, temel bir anayasal ilke olarak “milleti ile bölünmez bir bütündür”: Topluluk bakımından siyasal varlığımız Türk Ulusu adını taşır. Bu siyasal - hukuksal kişilik, içinde farklı etnik ve inanç grubu kimlikleri korumanın ve geliştirmenin de güvencesidir. Etnik kökene bağlı çok-milliyetli ve dinsel tercihe bağlı çok-hukuklu siyasal yapı önerileri kabul edilemez. Türkiye yoluna “ulusal devlet” olarak devam etmelidir.

 

c)     Türkiye, temel bir anayasal ilke olarak “laik devlet” yapısına sahiptir. Ülkemizde diğer Devrim İlkeleri gibi laiklik de toplumumuzda geniş bir tabana sahiptir; bu ilke biz ve bizim gibi dinsel inanç sahibi büyük bir çoğunluk tarafından vazgeçilmez siyasal ilkelerden bir olarak benimsenmiştir. Günümüzde cemaat-tarikat sisteminin dile getirdiği din ve vicdan özgürlüğü, bir insan hakkının değil, giderek çeteleşen sıradan çıkar birlikteliklerinin savunulmasıdır. Türkiye yoluna “laik devlet” olarak devam etmelidir.

 

6. Ülkemizde yaşanan durum, en başta emekçiler olmak üzere, küçük esnaf ve sanayicilerimizi, yoksul ve az topraklı köylülerimizi, orta sınıfı, kısaca üretken ve yaratıcı büyük halk kütlesini büyük bir yıkıma sürüklemiştir. Mevcut durum, Mustafa Kemal Atatürk Devrimi’ne bağlı ve bu devrimi yaşatıp ilerletmek isteyen her toplumsal sınıf ve kesimden büyük bir yurttaş kütlesini endişe ve kaygıya sevketmiştir. Çözüm, bu yaratıcı-üretken güçlerin büyük birliğini ve dayanışmasını sağlamaktan geçmektedir.

 

7. Çözümün tüm araçları, Ulusal Yönetim Anlayışı’nda toplanmıştır. Son otuz yıllık küreselci yönetim anlayışına karşı savaşım, ancak Ulusal Yönetim Anlayışı ile başarılabilir. Ülkemizin yaratıcı güçleri, ancak ulusal planlı bir ekonomi ve eşitlikçi gelir dağılımı politikasıyla diriltilebilir.

 

8. Haziran 2011’de yapılacak ilk genel seçimler, bu ağır koşulları bize dayatan dinci-gerici-bölücü-işbirlikçi faşizmden kurtulmanın fırsatı olarak değerlendirilmeli, halkın iktidarının ancak yukarıdaki ilkelere sahip çıkılarak kurulabileceği akılda tutulmalıdır.

 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

                                                                                              Atatürkçü Düşünce Derneği

 

2
0
0
Yorum Yaz