12 05 2011

MEHMET AYDIN / ANI

MEHMET AYDIN / ANI

ALİ ŞAHİN ______________________________________________

2006-05-20 Şair Mehmet Aydın... Adını ilk kez 1970'te bir ödül nedeniyle duymuştum. Ama asıl tanımam Gazi'deki öğrencilik yıllarımda oldu. Benim için o bir öğretmendi Gazi Eğitim Enstitüsü'nde bıçak sırtında öğrencilik yıllarımızda... Yıl 1975-78. Yılda bir buçuk ay giderdik, Beşevler'den Gazi'ye; dönem zor bir dönemdi, Her katın, her dersliğin bir "reis"i vardı. Benim bir şansım da bizim sınıfın "reis"inin Çorum İlköğretmen Okulu'ndan bir sınıf altımızdan olması oldu. Abi dediği bana kardeşlik yaptı o dönemlerde... Yoksa bizim gibi düşünenlerin, bir de örgütlü öğretmenlerin oralarda barınması oldukça zordu. Gün geçmiyor ki küçüklü büyüklü bir olay baş göstermesin. Üç yıl içinde ben ve arkadaşlarım Gazi kantinine girip bir çay bile içememiştik. Rahat bırakmaz, dirlik vermezlerdi; kuşatma altında bazı günler okulda yakalamışlarsa bir yerlerde bir törenlere, bir protestoya götürürlerdi. O gün oradan kaçmaya kalksan yakalanırsan okul yaşamının sonu olurdu en azından. Sınıfa biri girer önden "dergi" dedikleri(!) bir şeyleri dağıtır, biri de ardından gelir toplardı paralarını; birileri de kapıda nöbette... "Almamak mümkün mü sevip de seni!..."

1976 Yazı bir anımı hiç unutmam. ilk derslerden birinde öğretmenin biri yoklama yapıyor: "Bekir Koçak...", "Mahmut Türkkan..." dedi Hoca... "Burada" dediler.. hem var-yok çetelesi hem tanışma... Biri Yozgat, biri Nevşehir- Ürgüp dedi. O an aklıma o sıralarda örgütlü öğretmenin savaşımını anlatan "Güneşin Katli"ni yazan Mehmet Türkkan geldi hemen. Öyle ya o da oralı. Usulca arkama döndüm ikimizin duyabileceği bir sesle: "Sen Mehmet Türkkan'ın nesi oluyorsun?"diye sordum direkt, çünkü kitabın arkasındaki resimle arkadaşın siması arasında da bir benzerlik ssezmiştim. Yüzüme baktı ve "Hiiiç!... " dedi, "O da kim ki?" diye kestirip attı. Sonra teneffüste yanıma geldi ve ne düşündüyse hakkımda nasıl bir izlenim edindiyse, "Sen Mehmet Türkkan'ı nereden tanıyorsun ki? O benim abim olur." dedi. Daha sonra O'nunla ve sıra arkadaşı Bekir Koçak (*) ile o kadar yakın bir dost olduk ki, sormayın... (Sonra o iki çelişkili durumla ilgili sorduğumda Mahmut, bu arkadaş bizden olmasa, Reha Oğuz Türkkan'ı sorardı demek ki abimi sorduğuna, O'nu tanıdığına göre zarar gelmeyecek biri diye akıl yürüttüğünü söyledi bana. Kader, sonra da Mehmet Türkkan, bizim Muharrem Uğurlu ile Gazi'nin yönetiminde görev aldılar 78'lerde.)

İlk iki yıl zorun zoru bir dönemden geçtik; üçüncü yıl MC yıkıldı da bir nebze olsun soluk alabildik, bir de bizi Yenimahalle'de Mustafa Kemal Lisesi'ne verdiler son yıl. Çevre olarak da rahattı. Derslerde kışkırtan hocalara, Cumhuriyet gazetesine dahi Bab-ı Ali'nin Pravda"sı diyenlere yüreğin varsa karşı çık. Hemen ders çıkışı yolun çevrilir, parçalarını toplayabilirsen en mutlu sensin!... Mehmet Aydınlar'ın da durumu bizden farklı değildi ve yapabilecekleri bir şey de yoktu ellerinden gelen, ancak bizi temkinli konuşmaya, sükunete davet ederlerdi. Hiç olmazsa onlar ders işlerlerdi, politikasız propagandasız, kışkırtmasız... Hoca, 1970 TRT Büyük Ödülünü alan kitabı "Özgürlüğe Açılan Eller"i imzalayıp getirmişti bize. Mutlu olmuştuk.

Nereden nereye, Çınar Yayınları'ndan Kadir İncesu bana e-maille "Rıfat Ilgaz Sempozyumu Programı"nı gönderdiğinde, "Rıfat Ilgaz Arşivi"me duyuru olarak koyarken de bir yandan okuyordum bildiri sahiplerini, O arada heyecanla gördüm Mehmet Aydın Hocamın da bir bildiri ile sempozyuma katılacağını. İkinci gün 2. salonda "Rıfat Ilgaz ve Eğitim" konulu 4. oturumda başkanlık yapacaktı. Bir de 3. gün "Rıfat Ilgaz'ın Şiiri" konulu 2. salondaki 1. oturumda, "Rıfat Ilgaz'ın Şiirine Kısa Bir Yolculuk" başlıklı bildirisini sunacaktı. Demek 26 yıl sonra hocamla karşılaşacaktım, kısa dönem öğrencisi olduğumuzdan tanıması olası değildi herhalde. İlk gün öğleden sonra karşılaştık, yanında eşi Muzaffer Hanım da vardı. "Hocam, ben Gazi'nin Mektupla Öğretm/ Telgrafla Sınavcı öğrencilerinden... " diye kısaca kendimden söz ederek tanıştık, çok mutlu olduğunu sezdim -ki, hareketleri ve eşi hanımefendiye tanıtmasından da belli oluyordu bu- , nihayet Kastamonu ziyaretinde de bir öğrencisi çıkmıştı. Hal hatır, hoşbeşten sonra zil çaldı ve ayrıldık. 3 gün süresince zaman zaman kısa kısa sohbetlerimiz oldu, Taşköprü'ye davetimin pek uygulanma olasılığı yoktu, cumartesi de Cide gezisi olacaktı; hafta başında da hocamın hem dersi olması, hem de Gazi'nin bilmem kaçıncı yılı kutlamaları olması buna olanak tanımadı.

1971'den bu yana 10 şiir kitabını çıkarmıştı Mehmet Aydın. Ve 10. kitap ilk 9 kitabından seçtiği şiirlerini kapsıyordu. Sağ olsun imzalayıp getirmiş ertesi gün. Bu arada ben de netten bir şeyler araştırmaya çalıştım o gece ama pek sağlıklı bilgiye ulaşamadım, daha önce de bir vesile ile bakmış bulamamış hatta ilk kitabından bir şeyler yayımlamak için kitabı çalışma masama getirmiş ve okumuştum yeniden.

Özgürlüğe Açılan Eller (Şiirler, 1971), Halkın Soluğu (Şiirler, 1978), Işığın Kavgası (Şiirler, 1979), Yeryüzü Sancısı (Şiirler, 1985), Şiirsiz Kalmasın (Şiirler, 1985), Yürekte Yanan Dünya (Şiirler, 1988), Mavi Ter (Şiirler, 1992), Işıltılar (Şiirler, 1995), Derin Bir Aynadan (Şiirler, 1999), Bozkırı Aydınlatan Mavi, (Şiirlerinden Seçmeler, 2004).

Şairin İnceleme ve Araştırma (10), Dile İlişkin Kitap ve Sözlük (8), Ders Kitabı (2), Ortak Kitap (10) olmak üzere 30'u aşkın yapıtı daha bulunmaktadır. 1987'de O'nun Hasan Hüseyin Korkmazgil (Yaşamı, Sanatı)inceleme-araştırması geçmiş elime büyük bir zevkle okumuştum kısa sürede... Kitabı da daha sonra 2000'de çalıştığım bir ilçede bir arkadaşın o zamanlar çok kitap okuyan kızına vermiştim elimdeki tüm "Hasan Hüseyin ve Nazım Hikmet Külliyatı" ile birlikte...

Sempozyum aralarında ve akşamları okudum kimi şiirlerini atlaya atlaya, sonradan daha titiz olarak okumak üzere. Sonra arka kapak yazısını:

"Toprak ve gönül adamı Mehmet Aydın, şiirlerinde ırgatlık yapan körpecik çocukların, orakçı, çapacı kadınların, boynu bükük yoksulların, yorgun gurbetçilerin, yersizlerin, yurtsuzların, umarsızların yaşamlarından bize umut dolu dizeler devşirmiştir.

O kendini boylu boyunca yurduna ve insanlığa adamış; hep bilginin, erdemin, onurun, sevginin bayrağını dalgalandırmıştır. Yaşamı boyunca gericiliğe, bağnazlığa, bilinçsizliğe, aymazlığa,ayrımcılığa , sömürüye ve baskıya karşı aydınlık bir dünya için savaşmış: "sevgilerin üstüne basmayın!.. diye haykırmıştır" diyordu Attila Aşut arka kapak yazısında Mehmet Aydın şiiri için..

(...)
______________________________________________

(*) Bekir KOÇAK: Yozgat 1946 doğumlu. Şair. 1978'de Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. O dönemin zor öğrencilik yıllarında şiirlerinde "Savaş CANOĞUL" adını kullandı. Özgürlüğün Elleri (Şiirler, 1975), Gizemi Temmuzda Saklı (Şiirler, 2000) adlı iki şiir kitabı var.

Sevgili Mehmet Aydın'a Alkımsanat'tan selamlar sevgiler yolluyoruz..

OKUDUM

Dışarıda gök gürültüsü
Uzandım pencereden
Doğayı okudum

Duvarda kadın tablosu
Süt beyaz
Tuttum çıplaklığını okudum

Pusette uyumuş bir bebek
Tertemiz sular gibi
Eğildim tazeliğini okudum

Bahçede badem çiçekleri
Kokular saçıyor havaya
Odama sinen baharı okudum

Şarkılar geliyor kırık ve yanık
İnsanın içine işleyen
Çırpınan ezgileri okudum

Bulutlar birden yere sarktı
Sokakta adımlar sıklaştı
Koşuşan adını okudum

Yarım kalmıştı kitabım
Aklım sıkışık rafa takıldı
Kavrayıp sıkıca onun/ışıltılarını okudum

Mehmet AYDIN
(Bozkırı Aydınlatan Mavi,
2004, s. 143)  

9
0
0
Yorum Yaz