12 05 2011

GÜNLÜK DEĞİNMELER (KANDEMİR KONDUK OLMASAK DA "ONA BUNA DOKUNDUK

GÜNLÜK DEĞİNMELER (KANDEMİR KONDUK OLMASAK DA "ONA BUNA DOKUNDUK...") / GÜNLÜK'ten

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

2005-08-12 Can Yücel şenliği iptal
Can Yücel'in eşi Güler Yücel "Kimsenin burnu bile kanasın istemem" diyor. "Ailenin kararına saygı gösterilmeli" dese de Vecdi Sayar bu karardan memnun değil.
20 Ağustos'ta başlayacak 6. Can Şenliği, Yücel ailesinin güvenlik endişesi nedeniyle iptal edildi. Şenliğin sanat yönetmeni Vecdi Sayar, iptal kararını uygun bulmasalar da kabullendiklerini söyledi
İSTANBUL - Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Can Yücel Şenliği, Yücel ailesinin güvenlik endişesi nedeniyle iptal edildi. Yeni Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu etkinliğin güvenliğini düzenleme komitesine veriyor. Can Yücel'in ailesi de bu tür bir sorumluluğu alamayacaklarını ifade ederek etkinliğin ertelenmesine karar verdi.
Datça Belediyesi, maddi olanaksızlıklar nedeniyle bu yıl şenliği düzenleyemeyeceğini açıklamış, daha sonra başka sponsorlar bulunarak şenliğe devam kararı alınmıştı. Belediyenin şenlikten desteğini çektiğini hatırlatan Can Yücel'in eşi Güler Yücel, "Şenliğin düzenlenmesi için izin alınabiliyor ama yeni yasaya göre güvenlik sorumluluğu, etkinliği düzenleyen komiteye veriliyor. Biz de bu güvenliği sağlayamayacağımızı bildiğimizden dolayı etkinliği bu yıl erteliyoruz" dedi.
'Ortam uygun değil'
Türkiye'nin bugünlerde yaşamış olduğu gerginlikten dolayı tedirgin olduğunu ve bu tür bir sorumluluğu kesinlikle almak istemediğini belirten Güler Yücel, "Ben kimsenin burnunun bile kanamasını istemem" diyor. Datça Belediyesinin kendilerini yalnız bıraktığını da belirten Yücel, beş yıldır güzel şenlikler düzenlediklerini, bu yılki ertelemeye de çok üzüldüklerini söylüyor. Yücel'e göre etkinlik bir başka zaman, bir başka formatta devam
edebilir; yeter ki ortam elversin.
20-22 Ağustos'ta düzenleneceği duyrulan 6. Can Şenliği'nin genel sanat yönetmeni önceki yıllarda olduğu gibi yine Vecdi Sayar'dı. Aynı zamanda Uluslararası Pen Yazarlar Derneği Türkiye Başkanı da olan Vecdi Sayar, Yücel ailesinin kararına saygı gösterdiklerini ama yazar örgütleri olarak iptal gerekçesini uygun bulmadıklarını açıkladı:
"Biz bu şenliği her yıl Datça Belediyesi ve Pi Prodüksiyon işbirliği ile düzenliyorduk. Bu yıl belediye maddi sorunlar nedeniyle çekildiğini duyurdu. Bunun üzerine Can Yücel'in ailesi etkinliği düzenleyemeyeceklerini söyledi. Biz de bunun problem olmadığını, destek bulabileceğimizi ifade ettik. TÜYAP Fuarcılık ve Konak Belediyesi bize destek olacaklarını belirtiler. Düzenleme komitesinde ben, Güler Yücel ve Pi Prodüksiyondan Özden Petek yer alıyordu. Kaymakamlığa yaptığımız başvurunun ardından Datça Emniyeti'nden Güler hanımı arayıp belgeler istemişler.
Yazar örgütleri devrede
Güler hanım avukatını Emniyet'e göndermiş. Avukata 'Yasa değişti, bu işin güvenliği size aittir ancak bir olay vuku bulduğunda müdahale ederiz ayrıca biz duyumlar alıyoruz, olay çıkma ihtimali var' denmiş. Bunun üzerine Güler Hanım da 'Bu riski üstlenemem' dedi. Biz sorumluluğu onların üzerinden alacak yeni bir çözüm ürettik. Şenliği Türkiye Pen Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası'nın ortaklaşa düzenlemesine karar verildi. Bu noktada biz hazırlıklarımızı tamamladık. Fakat Güler hanımla, avukatı Emniyet'le ilişkilerini sürdürmüş... Yasal bir sorumlulukları kalmamasına rağmen etkinliği yapmayacaklarını açıkladılar; bize düşen de ailenin kararına saygı göstermektir."
Sayar, Can Şenliğini'nin önümüzdeki günlerde Datça dışında bir ilde mutlaka düzenleneceğini söylüyor. Şimdilik İzmir ve İstanbul düşünülüyor. (Kültür Sanat)

Papatya Falına Devam
'Çıktım erik dalına/ Anda yedim üzümü/ Bostan ıssı şakıyıp/ Der ne yersin kozumu' demiş Şair Yunus Emre yüzyıllar önce....
Bir başka şair Can Yücel de yıllar önce şöyle demiş:ŞEYİST

Biz talebeyken şeydik
İyi arkadaştık şeylen
Biliyorsunuz şeylen şey olunmaz
Ben şeyi bitirince babam
şey dedi şey Partisine girdim
Zaten şeyle evlenmiştim
Şey şeye gidelim dedi gittik
Şeysiz de olmuyor döndük
İki şeyim oldu büyüdüler
Doktor sende bir şey var diyor simdi
Tabiy bende bir şey var: sayamadığın kadar
Kimse dokunamaz benim şeyime
Çünkü ben bir şeyim
Her şey de bir şeydir ama
Ben başka bir şeyim
Ben şeyim

Can Yücel

Biz ne mi diyoroz bugün? Ne diyelim Allah diyoruz... Papatya falı devam ediyor bakalım. 2005-08-12 'Velhasıl', bir 'ama' değildir! Nur Çintay A.
Geçtiğimiz cuma günkü yazıda bir gariplik oldu: Bu parçacık, her nasılsa, başlığını düşürüp bir önceki yazının peşine takılmış, 'Eda Taşpınar ve normal insanlar' satırlarının altında, öyle dam üstünde saksağan, alakasız ve anlaşılmaz, sallanıyordu.
Derdim şu: Son zamanlarda 'velhasıl' kelimesiyle aşk yaşayan bazı arkadaşlar var. 'Sözün kısası, özetle' filan demek olan bu kelimeyi kullanmak için öyle şiddeti bir arzu duyuyorlar ki, 'ama'ymış,
'çünkü'ymüş, her 'bağlama' yerine bunu koşturuyorlar. Henüz özetlenecek bir giriş olmadan, ikinci cümle hemen 'velhasıl' diye başlıyor.
Elinize biraz serin durmaya ya da fırfır yapmaya meraklı dergi/ek alın, taradığınız ilk sayfada çıkmazsa, ikincide garanti demiştim, daha bu sabah çarptığım örnekten hareketle, tekrar diyorum. 'Hulki'yi seviyorum. Velhasıl o beni sevmiyor. Velhasıl Tuana'yı seviyor' gibi cümleler kurmayalım mümkünse.
Moda Herşeyde Var Velhasıl; velhasıl sözcüğünü olur olmaz yerde kulağa hoş geliyor diye kullanmayalım diyorsunuz yani. Çok haklısınız.
2005-08-11 Sorgun için 'Köşk'e
RADİKAL - ANKARA - Manavgat-Side'deki Sorgun Ormanı'nın golf sahaları ve otel yapılmak üzere tahsise açılması kararını protesto amacıyla toplanan 160 bin imza Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunuldu. Sezer'e imzaları oyuncu Pelin Batu, Mor ve Ötesi Grubu'ndan Harun Tekin ve Side Doğa Gönüllüleri adına Ali Yükser iletti. Tekin görüşme sonrasında
"Cumhurbaşkanı'ndan destek aldınız mı?" sorusuna, "Kaygılarımızı anlattık, dinledi. Dinlemesi bizim için yeterli" dedi.
Bari Mevcudu Bozmayalım
Bugün gazeteye göz atarken tam 'Oh be!' diyordum hep güzel şeyler var bugün die. Bir haber: 'Manavgat-Side'deki Sorgun Ormanı'nın golf sahaları ve otel yapılmak üzere tahsise açılması kararını protesto amacıyla toplanan 160 bin imza Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunuldu.' Elbette sivil girişim olarak bu da güzel haber ama, girişime neden olan şeyler kötü. Madem ki yeni güzellikler yaratmaktan aciziz, doğal güzelliklere olsun kıymayalım beyler, lutfen... Bir yandan turizmi baltalamaya çalışanlar yetiyor, bir yandan da biz bindiğimiz dalı kesmeyelim. Biliyorsunuz Batıda artık göç edip gidecek yer kalmadı. Hoş... insanımızın büyük bir bölümünü göçmen işçi, mülteci! olarak gönderdik önceden ya... Çoğu gitti azı kaldı nerdeyse.

2005-08-11 Kanser şişmanları sever
Sağlık Bakanlığı'ndan uyarı var: Şişmanlarda kanser riski iki kat daha fazla. Hayvansal yağ tüketmeyin, mangaldan uzak durun, bol lifli beslenin, meyve ve sebzeleri ihmal etmeyin...
Su İçsek Yarıyor!
Şişmanları severmiş kanser, kim sevmez ki şişmanları, tombiş tombiş pek tatlıdırlar, şeker gibi, güleryüzlü, tatlıdillidirler... Sohbetlerine doyum olmaz... 'Sağlık Bakanlığı'ndan uyarı varmış: Şişmanlarda kanser riski iki kat daha fazla. Hayvansal yağ tüketmeyin, mangaldan uzak durun, bol lifli beslenin, meyve ve sebzeleri ihmal etmeyin...'diyormuş. Kime yapılıyor bu öneri? Şişmanlara... Ah biz bu önerilere uyabilseydik zaten böyle olmazdık ki... Bize hep can boğazdan girer, can boğazdan girer... dediler bu zamana dek. Hiç Canın boğazdan çıkacağını söylemediler ki, ya belki de söylediler de biz işimize gelmediği için duymadık... Ya ne olacak bu bizim halimiz!... Su içsek yarıyor mübarek!... 2005-08-11 Dünyanın en hızlı horonu
DHA - ANTALYA - 'Anadolu Ateşi', 'Dalgaların Coşkusu' adlı Karadeniz oyunuyla bir dakikada 218 adıma ulaşarak, Guinnes rekorlarına başvurdu. Aspendos Antik Tiyatrosu'nda önceki gece rekor denemesi yapan 60 kişilik dans ekibini, Guinness Türkiye Temsilcisi Prof. Dr. Orhan Kural da izledi ve metronom cihazıyla dansçıların bir dakika içinde ayaklarını kaç kez yere vurduklarını ölçtü. 200 metronom olarak hedeflenen gösteri sonunda, ekranda '218' yazısını görenler, grubu ayakta alkışladı. Rekor, onay için Guinness'e gönderildi.
Yerelden Evrensele
Ne diyelim, güzel bir uğraş, güzel, değişik bir başlangıç... Umarım yenilikler, farklılıklar sürer gider... Geleneklerimiz çağdaş motiflerle modernize edilerek ulusaldan evrensele taşınıp gider... Şimdilik kutlarız.
2005-08-11 Kardelenler için Sezen şarkıları
İSTANBUL - "Aç Kardelen aç/Dağın olayım, suyun olayım/Göğün olayım aç" diyor Sezen Aksu 'Kardelen' şarkısında... O, kızların da okutulmasını istiyor. Çünkü yaşamın herkes için eşitlenmesi gerektiğini düşünüyor. Dün Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nu dolduran binlerce dinleyicisine bu düşüncesini haykırdı kendi besteleriyle...
O da Bir Kardelen
KARDELEN: Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi...
Ne güzel isim... Ne güzel uğraş, ne güzel sanatçı... Sezen bu... Sezenliğini belli edecek; kutlarım... Tün kültür-sanat adamlarımızın aynı duyarlılığı göstermesi dileğiyle...
2005-08-11 Anlatan Anlatana Ama...
Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!...
205-08-11 Şubelerde Kitap Olsa
Bankaların Kültür Sanat çalışmaları olmalı mı, olmamalı mı? Hele Yapı Kredi gibi böylesine yayın dünyasına dalınmalı mı, diye düşünürüm zaman zaman... Bu tür girişimler geçmişte de başlatıldı ama ya bırakıldı ya da öylesine sürdürülüyor... Günümüzde bile şöyle okunabilecek kitap bulunacak kitapçı dükkanları yok birçok ilçe ve beldelerimizde. Keşke diyorum bu tür çalışmalar yurdun her yanında şubesi bulunan kuruluşlarca da yapılsa ama Ankara Kızılay'da Köşe başında bir dükkana sıkışıp kalmasa, tüm şubelerde bu kitapları görüp dokunabilsek, alamasak da koklamış oluruz hiç değilse.
2005-08-10 Yağmur cemi
Haydar Ergülen
Yağmur iyidir, içimizi gösterir, kimseye değil elbette, kendimize. Bilinir 'içlenme sanatında usta' olanların bunu içlerine düşen uzun yağmurlarda sınadıkları, içlerine baka baka yağmur oldukları da. Biz olamadık.
Biz, içlenme sanatından geçtim, yağmurun da acemisi olduğumuz için sabır gösteremeyiz, yağmurun halince gelmesini, meşrebince yağmasını bekleyemeyiz, tıpkı gözyaşlarımızın peşinden koştuğumuz gibi yağmurun da peşinden koşarız. Üstelik acelemizin yağmura da, gözyaşlarına da, Edip Cansever'in 'Kirli Ağustos'una da saygısızlık olduğunu unutarak. Acemiliğimizi Turgut Uyar bağışlamıştı, acelemizi de Edip Cansever bağışlasın diyerek...
Vardık Karaburun'a. İzmir'den sonra iki saat kıyıları dolaşarak giden minibüste ise kendimizi Cemal Süreya'nın 'Göçebe'si gibi hissettik: "Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim". Yağmur bizden evvel gelmiş Karaburun'a, yani acelemiz ve acemiliğimiz bizi geçmiş, iyidir dedik, nasılsa şiiri ezberimizdeydi. Nâzım Hikmet'in 'Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı'ndaki 'Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş/Aydın elinde Karaburunda' dizelerini 'vardık ki yağmur huruç eylemiş' diye okusak, koca şairimiz de bize gülümserdi herhalde.
Meğer yağmurun önümüze düşmesi sebepsiz değilmiş, bizi bir 'yağmur cemi'nde dostlarla buluşturmak içinmiş, bir kere daha şükrettik yağan, toplayan, buluşturan yağmura. Demek ki Şeyhim Bedreddin ve yoldaşları Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal "yağmur aranıza değil, gönlünüze düşsün" diyerek çağırmışlar bizi Karaburun'a, eyvallah şeyhim eyvallah! Serez çarşısında asılan Şeyhim Bedreddin için "çırılçıplak ağaca asılan çırılçıplak gelecek yine" dendiği gibi olacakmış meğer. Herkes tamam olunca herkesin içine bakması bitince, sıra birbirimize bakmaya, yağmurda cem olmaya geldi: Roll, Express, Karaf, Cumhuriyet ve Birgün'den dostlarımızı gördük. Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa'yı ODTÜ'den hatırladık, 'şoför'ümüzse ODTÜ İnşaat'tan Nevzat Özyeğin'di. Sevindik, Börklüce'nin ruhu hâlâ Karaburun'daydı,burada herkes bir işin ucundan tutuyordu. Baba Zula ile Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu'na bu defa da yetişemedik, onları bekleyen bir başka yağmurdan teselli umduk. Alpaslan Işıklı, Bilge Umar hocalar ve Cahit Işık arkadaşımla Bedreddin ve yoldaşlarından konuştuk. Nâzım Hikmet ve Hilmi Yavuz'dan şiirler okudum, Dr. Hasan Aktaş'ın Yort Savul Yayınları'ndan çıkan 'Yeni Türk Şiirinde Şeyh Bedreddin Arkeolojisi ve Doktrini' kitabından hayli yararlandığım bir konuşma yaptım. Akşam Kırıka topluluğundan zeybekler ve kasap havaları dinledik, Karaburunlu kadınlar çok güzel oynadılar. Ambar Seki Köyü'nde bir taş evdeki Kavimler Kapısı Tiyatro Atölyesi'ni ziyaret ettik gece yarısı, hocaları Şıh Ali ütopyalarını anlattı, oyunlarını kendileri yazıyorlardı tıpkı ekmeklerini de kendilerinin yaptığı gibi.
...Güzeldi. Karaburun'u fazla göremedik, gezemedik ama güzeldi. Hem nasıl güzel olmasın? Etkinlikler Dostlar Çay Bahçesi'nde yapılıyordu, şu uzun yağmurun adı Dostluk Yağmuru'ydu, Bedreddin dostlarının katılımıyla bir yağmur cemi kurulmuştu. Okuldan tanışımız, belediye başkanı Serdar Yasa'ya, bu ceme rehberlik eden dostumuz Gökhan Akçura'ya ve tüm dostlara, Tan Morgül'ün Birgün'deki yazısının başlığından, 'Karaburun'da bulduk biz bu demi', aldığımız ilhamla 'Karaburun'da kurduk biz bu cemi' diyerek muhabbetlerimizi gönderiyor, 2. Karaburun Şenliği'ni daha da güzelleştirip zenginleştiren yağmura da teşekkür etmeyi unutmadan, Nâzım Hikmet'in dizeleriyle hasretimizi bir kere daha paylaşıyoruz: "Hep bir ağızdan türkü söyleyip/hep beraber sulardan çekmek ağı/demiri oya gibi işleyip hep beraber/ hep beraber sürebilmek toprağı/ballı incirleri hep beraber yiyebilmek/yarin yanağından gayrı her şeyde/her yerde/hep beraber/diyebilmek için."
2005-08-10 Ne Yağmur... Ne Şiirler...
Yağmur... Ne güzeldir yağmur şiirleri. Ataol Behramoğlu'nun Ne Yağmur... Ne Şiirler... i,hele biri var ki her yağmurda içim ürperir:Yağmur Çiseliyor

SİMAVNE KADISI OĞLU
ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN

Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

NAZIM HIKMET
2005-08-10 Aydınlık
Türker Alkan
Radyo dinlerken bazen işitirsiniz. Sunucu sorar: "Efendim, ne iş yapıyorsunuz?"
Cevap: "Ben şairim!"
"Adınız?"
Hiç duyulmadık bir addır. Ama madem ki şairliği kendisine uygun görmüş, neden olmasın?
Şimdiye kadar 'filozofum' veya 'düşünürüm' diyeni görmedim hiç, ama bir gün onlarla da karşılaşırsak hiç şaşmayın. Gerçi bazen gazetede çıkan makale, yorum yazılarında 'kerameti kendisinden menkul' unvanlar çıkıyor, 'siyaset uzmanı' filan gibi.
Bir de 'aydın' olmak gibi bir nitelikten söz eder olduk. Aydın kimdir, aydın olmayandan farkı nedir, nasıl tanımlanır, betimlenir, çok çetrefilli konular bunlar. Aydın olarak tanımlanıp sınıflandırılmak yeteri kadar netameli bir şey. Bu yetmiyormuş gibi bir insanın kendisini 'aydın' sınıfına koymasını anlamak daha da zor gözüküyor. Ama kamuoyunda 'aydın' olarak sunulan kişilerin çoğu kendi kendine 'aydın' demekte pek istekli davranmıyorlar zaten
12 Eylül döneminde ünlü bir 'Aydınlar Bildirisi' yayımlanmıştı. Dönemin güçlü adamı Kenan Evren bildiriye sert bir karşılık verdi: "Abdülhamit de aydındı. Ben ne yapayım sizin gibi aydını!" Rahmetli Aziz Nesin altta kalmadı: "Sen bize bir şeyler yapasın diye aydın olmadık," diyerek taşı gediğine koydu.
Şimdi 'aydınlar' gene hareketlendi. Bildiri yayımlıyorlar, Başbakan'ı ziyaret ediyorlar, 'Kürt aydını' 'Türk aydını' olarak ayrışıyorlar.
Bizde 'aydın'lar oldukça ciddiye alınıyor, ama her ülkede aynı ölçüde ciddiye alınmazlar. Örneğin Amerika'da aydınların bildiri yayımlamak, siyasetçileri yönlendirmek gibi işlere kalkıştığını pek göremeyiz. (Hatta 'aydın'ı hakaret anlamında kullananlar bile vardır.) Ama Fransa, Rusya gibi 'ideolojik çekişmenin' hâlâ etkili olduğu yerlerde aydınların söyleyecek sözü vardır ve kendilerine dinleyecek kulak bulmakta pek zorluk çekmezler.
Fakat, 'aydın' niteliğiyle siyasal yaşamda etkili olmaya kalkanların bazı konuları açıklığa kavuşturması gerekmez mi? 'Ben aydınım, sözlerimde hikmet vardır, ben düşünürüm, bilirim, öneririm, kitleler ve politikacılar bana kulak vermelidir' diye ortaya çıkan kişi 'seçkinci', kitleleri (halkı) küçümseyen bir tavır takınmış olmaz mı?
En azından böyle algılanma riskini taşımaz mı?
Bu riske rağmen 'aydın' olarak tanımlanan 'kısmen sınıfsız katmanın' siyasal yaşamımızda küçümsenemeyecek bir rol oynadığını, bundan sonra da azalan bir oranda da olsa bu rolü sürdüreceğini kabul etmek gerekir.
Ama aydınların üstlendikleri rol ne olursa olsun, seçime dayanan siyasette halk desteği sağlamakta hiç de başarılı olamadıklarını söylemeliyiz.
Genellikle aydınların destekledikleri partiler (sol veya liberal-sol partiler) seçimlerde kötü sonuç alıyor. Buna rağmen, aydınların geliştirdikleri önerilerin kitleler ve politikacılar tarafından uzun dönemde benimsenebildiğini ve uygulama alanı bulabildiğini görüyoruz.
Aydınlar, genellikle büyük değişim ve belirsizlik dönemlerinde etkili olur. Son zamanlarda Türkiye'de üstlenmeye çalıştıkları etkinliği, geliştirmeye çalıştıkları vizyonu küçümsememek lazım.
2005-08-10 Aydın mısın?
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol.

Rıfat ILGAZ
2005-08-10 Ya da
Aydın Mısın?

Oyalan bakalım daha oyalan
nazlı barlarda, cilveli meyhanelerde
post modern salonlarda dolan
Halkoğlu memedi pusuya düşürdüler
yarasına çakal üşürdüler
kolunu kanadını kırıp
özlemini, umudunu yağma ettiler...
Dolaş bakalım sen (çarşafa) dolaş
sosyetik butiklerde, global pazarlarda
Ayırdılar Aslı'dan Kerem'i
Böyle ferman ettiler, böyle buyurdular
Defteri dürüldü Ferhat'ın
gönül kitabından adı silindi şiirin...
Oyalan bakalım sen daha, oyalan
bir gün seni de boğar
ateşine odun taşıdığın yalan...

Erhan Tığlı / Söylem Dergisi Temmuz 2002 sayısı
2005-08-10 Divan Edebiyatı Unutulmuş!
100 Temel Eserde gözden kaçan birşey daha var biliyor musunuz? Divan Edebiyatı... Oldu olacak onu da yerleştirseler de çocuklar kitaptan iyice yaka silkseler...
2005-08-09 Anaların Ağlamaması İçin
15 Haziran'da kamuoyuna açıklanan bildirideki görüşlere akl-ı selim sahibi hiçbir kimsenin katılmaması mümkün değil, sorun çok güzel saptanmış: 'Aşağıda imzası bulunanlar, bulunduğumuz çatışma ortamından derin bir kaygı duymaktayız. Sadece geçen ay 50'ye yakın insanımızı yitirdik. 15 yıl süren ve 30 bin civarında insanımızın kaybına yol açan, taraflarca ‘düşük yoğunluklu çatışma' veya ‘kirli savaş' olarak adlandırılan dönemin acıları, milyonlarca insanımızı derinden yaraladı. Artık insanlarımız ölmesin, barış içinde ve adil bir yaşam sürelim. PKK'nın silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesini istiyoruz. Hükümetin, kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.'
Bu her yurtsever vatandaşın ortak talebi. Umarım tez zamanda gerçekleşir de bundan sonra olsun analar ağlamaz.
2005-08-09 Bir Şairi Anmak....
Can Yücel'in ölümünden beri her yıl Datça'da düzenlenen '6. Can Şenliği'nin gerçekleşecek olması sevindirici. Sanata edebiyata bir yaşam vermiş şiirimizin ustalarının hele de bir festival çerçevesinde, büyük katılımlarla anılması daha da güzel. Yapılıyor, yapılmıyor diye papatya falı bakılırken gelinen nokta umut verici ülkemiz, edebiyatımız, şiirimiz açısından. Biz de bir başka yöredeydik temmuzun ilk haftasında: Şair Rıfat Ilgaz’ın: Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mescidin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları, dediği kasabada, Cide'deydik. Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü, diye kendini tanıtan mimli şair ve ünlü yazarımız, Koca Çınar Rıfat Ilgaz’ı ölümünün 12. yılında, 10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivaliyle anmak için.
2005-08-09 Daha Ucuz, Daha Çok Baskı
Türk basını adına sevindirici bir haber; demekki okur var, maddi koşullar elverişli değil diye düşündürüyor insanı: 'Haftalık haber dergileri arasında lider konuma yükselen Tempo'nun bu sayısı 100 bin basılarak bir rekor kırdı. Talebe yetişmek için 100 bin basıldığı belirtilen Tempo'nun 80 bin dağıtılan 19 Temmuz sayısı 70 bin 131, 26 Temmuz sayısı da 70 bin 434 adet satmıştı.' İyi de olmuş, daha çok okura ulaşmış. Ancak merak ettiğim bir konu var: Dergi önceki tiraj ve fiatla her sayıda kaç YTL kazanıyordu, yeni tiraj ve fiatla kaç YTL zarar etti? Yoksa sürümden kazanıp karda mı? Öyle ki bu fiatla bayilere uğrayıp eli boş dönenin de haddi hesabı yok. Durum herkesin bildiği o meşhur ticarette beşe alıp üçe satarak sürümden kazanma hikayesi gibi değilse, basının bundan ders alıp daha kaliteli ve daha çok, daha ucuz yayınlara yönelmesi gerekir diyorum ben... Baskı çoğaldıkça maliyetin düşeceğinden hareketle...
2005-08-07 Donlu mu, Donsuz mu?
Biz havanda su dövmeyi pek mi seviyoruz ne? Bir zamanlar kanlı mı kansız mı tartışması vardı, şimdilerde de donlu- donsuz tartışması mı başlamış! Hani bir programda TV'ler hava durumu sunumlarına renk katmak istemişti de bir sunucumuz haber sonunda herkese donsuz geceler demiş, işinden olmuştu... Bakın bu hikaye işten de ediyor aman dikkatli olun ha! Bereket ben işsizim artık. Valla dostlar bu iş biraz karışık ne bilek... Hiçbir yerde hiçbir standart yok mu ne? Ayrıca açıklık kapalılık; edep dışılık olmadıkça kimden kime ne? Fazla sınırlama, ki neye göre yapılacak, donsuzluk işin esprisi tabii... Neyse en iyisi bunlara boş versek de ülkedeki asıl gündemi kaçırmasak, yaşamsal sorunları göz ardı etmesek... Anlaştık mı, ne dersiniz? Bu daha yaşamsal derseniz o ayrı tabii.
2005-08-06 Cumartesi Bir İstanbul macerası böyle geçti
Ahu Özyurt (solda), Gece Görüşü'ne konuk ettiği Sally Potter'ın hayranlığını kazanmış. Sitede Özyurt'un ustalığı özellikle belirtiliyor.
Sally Potter, Yes'in Uluslararası İstanbul Film Festivali'ndeki gösterimi için İstanbul'a geldiğinde yaşadıklarını, kendi sitesinde anlatmış
Anlatan Anlatana Ama...
Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!...

2005-07-25 Oturup Şiir Yazsa...
1919-1922 arasında sürdürülen haklı ve onurlu savaşa karşı direnen, bu işten vazgeçsinler diye Anadolu'ya adamlar gönderen, idam fermanları yayımlayan, var olan durumun, işgalin sürmesini isteyen, haklı bir savaşı sürdürenlere karşı çıkan tarafa 'Onurlu bir mücadelede bulundu' bu büyük bir yurtseverlik örneğidir, ey yükselen yeni nesil, bakın böyle durumlarda siz de M. Kemal gibi değil; Vahdettin gibi davranın mı diyeceğiz? Ecevit de, Vahdettin'in yerinde olsaydı, onun yaptıklarını mı yapacaktı acaba, yoksa M. Kemal’in yaptıklarını mı? Ecevit’in çok parlak başladığı bir kariyeri rakipleri kadar dik kapatamaması; 2001 kriziyle başlayan dönem, hastalıkları, buna rağmen iktidar hırsını yenememesinin halk nezdinde bambaşka bir Ecevit algısı yaratmasının bu tür adımlarla; eşine ,dinimiz elden gidiyor, dedirterek, Vahdettin tartışması ateşleyerek, muhafazakâr, halk kesimlerinde O, iyi bir insandı, izlenimi uyandırmaya çalışma isteği olduğu kanısına katılmamak elde değil.

2005-07-25 Oturup Şiir Yazsa...

1919-1922 arasında sürdürülen haklı ve onurlu savaşa karşı direnen, bu işten vazgeçsinler diye Anadolu'ya adamlar gönderen, idam fermanları yayımlayan, var olan durumun, işgalin sürmesini isteyen, haklı bir savaşı sürdürenlere karşı çıkan tarafa 'Onurlu bir mücadelede bulundu' bu büyük bir yurtseverlik örneğidir, ey yükselen yeni nesil, bakın böyle durumlarda siz de M. Kemal gibi değil; Vahdettin gibi davranın mı diyeceğiz? Ecevit de, Vahdettin'in yerinde olsaydı, onun yaptıklarını mı yapacaktı acaba, yoksa M. Kemal'in yaptıklarını mı? Ecevit'in çok parlak başladığı bir kariyeri rakipleri kadar dik kapatamaması; 2001 kriziyle başlayan dönem, hastalıkları, buna rağmen iktidar hırsını yenememesinin halk nezdinde bambaşka bir Ecevit algısı yaratmasının bu tür adımlarla; eşine ,dinimiz elden gidiyor, dedirterek, Vahdettin tartışması ateşleyerek, muhafazakâr, halk kesimlerinde O, iyi bir insandı, izlenimi uyandırmaya çalışma isteği olduğu kanısına katılmamak elde değil.

2005-07-25 Dağlarca tedavi altında

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Alınan bilgiye göre, ishal şikâyetiyle geçen hafta hastaneye kaldırılan 91 yaşındaki Dağlarca'nın özel servisteki tedavisi sürüyor. Kültür/Sanat

Acil Şifa Uzun Ömürler

1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyuran, 91 yıllık yaşamında ve 72 yıllık sanat yaşamında 70'ten fazla şiir kitabına imza atan,yurtta ve yurt dışında aldığı birçok ödülün yanında 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "Türkçenin Yaşayan En İyi Türk Şairi" seçilen, ancak yaşadığı için hiçbir yapıtı MEB'nın 100 Temel Eser'i arasına giremeyen ; "Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir." tümcesi ile sanat anlayışını özetleyen Türkçe'nin yaşayan en büyük şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya acil şifalar ve uzun bir yaşam dilerim.

2005-06-09 Dağlarca bir şiir onunki

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın sadece şiir yazarak oluşturduğu kimlik, şairliğin her şeyden önce hayatla, dünyayla bir hesaplaşma ve etik tavır olduğunu kanıtlamıştır.
Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi Dağlarca, sergilediği kişilikli tutum ve şairlik duruşu itibarıyla Türkiye'de zamanlarüstü anıtsal bir kimlik oluşturdu. 'Hikmetli söz' söylemenin evrensel anlamdaki son büyük ustası Dağlarca, bugün bile Türkçenin en genç şiirini yazıyor (HASAN BÜLENT KAHRAMAN)

Dağlarca'nın Şiiri

Siz dille sevgili gibisiniz.(F. Aygündüz , M. Sanat, 15.10.1999); sorusuna: Ben Türkçe'nin yapısı içinde biriyim. Yüreğim; damarlarım onunla çalışmaktadır. O uyurken uyurum, o uyanıkken beni uyanık görürsünüz. Bu birliktelik benden değil, onun beni seçmesiyle başlamıştır. Bugüne dek yazdığım doksan dört yapıt benim değil onundur. Yasal zorunluluktan ötürü benim adımla yayınlanmaktadır. Şöyle de denebilir: Ben Türkçenin kendisiyim!-Konu zenginliklerinize, şiirsel sözünüzün enginliğine, dilinizin açınsayıcı renklerine gelmek istiyorum. (F. Andaç, Cumhuriyet, 20.01.2002),sorusuna: Dedikleriniz bir yeraltı madeninin üstünde yaşayan toprağa bir çağrı gibi yansımasından başka ne olabilir. Ozanlar, şiir biçimindeki başarıya erişirlerken; doğanın bir ağacı gibidirler. Topraktaki binlerce yıl yaşamış güneşin binlerce aşamasından geçmiş o verime, berekete erişirlerken adandıkları ölçüde doğadırlar. Şiir, doğanın sözcüklere dönüşmüş güzelliğidir, açarıdır.

2005-06-02 Dağlarca: Şiir mucizedir

100 bin dolarlık ödül Vehbi Koç Vakfı tarafından bu yıl edebiyat dalında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü, Türkçenin büyük şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya layık görüldü. Dağlarca'ya 100 bin dolarlık çekini ve ödül plaketini Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ile Vehbi Koç Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Semahat Arsel birlikte sundu.
Vehbi Koç Ödülü'nün bu yılki sahibi Fazıl Hüsnü Dağlarca, 'Şiir büyük bir gramer mucizesidir. Şiir tüm ülkelerin ilk sesidir. Ama Türkiye'ye gelince iş değişir. Ülkemiz uzun süre kendi dilinden yoksun bırakıldı' diyor

F.H.Dağlarca’dan: Yurttaş/ Ağır Hasta

YURTTAŞ

Yurttaş mısın
Bütün yurt senden sorulur
Doğduğun yerde deği
Sıcaklığın bütün yurda

İstersen Kıbrıs'ta ol
İstersen
Erzurum'da Sarıkamış'ta ol
İstanbul da senindir
İzmir de senin

Yurdun neresi ağarırsa
Oradasındır
Ölene dek değil
Öldükten sonra bile
Bütün yurda ortaksın
Bütün yurt sana ortak

Bütün yurt senindir ya
Veremezsin
Yurdun bir iğne ucu toprağını
Ölsen bile

Ağır Hasta

Üfleme bana anneciğim korkuyorum,
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun biryeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
Fazıl Hüsnü Dağlarca



2005-07-14 Fatih Akın'a övgü yağdı

Fatih Akın'ın ''Köprü Geçerken: İstanbul'un Sesi'' belgeseline övgü yağdı. Fransız gazeteleri, belgesel için ''Güzel, tutku uyandırıcı'' gibi ifadeler kullandı. Fransa'nın önde gelen gazetelerinden Liberation, Fatih Akın'ın, Doğu ve Batı'nın karışımı olan İstanbul'u anlatmak için en iyi yolun müzik olduğunu vurguladığını belirtti. Le Figaro da Akın'ın belgeselinde Türk rock'ının öncüsü Erkin Koray, unutulan Türk geleneksel parçalarını seslendiren Kanadalı Brenna MacCrimmon, Sezen Aksu ve Müzeyyen Senar gibi birçok sanatçıya yer verdiğini kaydetti. İspanyol ABC gazetesi ise İstanbul belgesinde İspanya'nın Cartagena kentindeki ''Mar de Musicas'' festivaline katılan Türk sanatçılarının çoğuna yer verdiğine işaret etti.

2005-06-02 Başkan Ahmet Tevfik Bal, Eğitim-Sen'le Yollarını ayırdı
Eğitim-Sen Kastamonu Şube Başkanı Ahmet Tevfik Bal'ın şube yönetim kurulundan ayrılması üzerine, şubede yeniden yapılan görev dağılımında Şube Yönetim Kurulu Başkanlığı'na Y. Tayfun Köse getirilirken, Şube Sekreterliğine Çiğdem Alemdar, Örgütlenme Sekreterliğine Fikri Çelik, Eğitim Sekreterliğine Burhan Örnek, Mali sekreterliğe Güngör Sakçı, Kadın Sekreterliğine Güner Korkmaz, Hukuk ve TİSS Sekreterliğine de Murat Kılıç getirildi.(Sözcü gazetesi, 02.06.2005)
 

32
0
0
Yorum Yaz