12 05 2011

Elmanın Yarısı

Elmanın Yarısı

Elmanın Yarısı
----------------

Bir elmanın yarısı biz
Yarısı bu koskoca dünya
Bir elmanın yarısı biz
Yarısı insanlarımız
Bir elmanın yarısı sen
Yarısı ben

İkimiz....

Nâzım Hikmet

image

EDEBİYAT DÜNYASI/ ARALIK '05

SİTE İÇİNDEKİLER

RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU

10- 11 - 12 Mayıs 2006
KASTAMONU

Türk Edebiyatı'nın Koca Çınarı Rıfat Ilgaz adına Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu, Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi ve Çınar Yayınları'nın işbirliği ile Rıfat Ilgaz Sempozyumu düzenleniyor. 10- 11- 12 Mayıs 2006 tarihlerinde Kastamonu'da düzenlenecek sempozyumun amacı şöyle açıklanıyor:

"Küreselleşme, Globalleşme söylemleri altında Yeni Dünya Düzeni dayatmaları ülkemizin yüzyıllık sorunu...

devamı için TIKLAYINIZ

25. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE KASTAMONU GAZETESİ İHSAN OZANOĞLU ÖZEL SAYFASI

Şehit Öğretmene Ağıt (*) / Cemal Türkmen _____________________________________________________

Karda kışta gitmek için işine
Veda ettin yaranına eşine
Yürüdün canını takıp dişine

Uyan hocam uyan kalk da yola düş
Dondurur insanı zalim karakış.

Sen gidende köy yolları kış idi
Yel vurdu da ciğerlerin üşüdü
Çocuklara ders vermesi hoş idi

Uyan hocam uyan yolunu gözler
Yollara dökülmüş minicik gözler.

Az ücretle çok vazife üstlendin
Halkına güvendin,halka yaslandın
Kar yüzüne vurdu vurdu ıslandın

Uyan hocam uyan üşümez misin?
Karanlığa ışık taşımaz mısın?

Bu nasıl duygudur cana kıyası
Memlekette tanıdıklar duyası
Ne bir tören ne şehitlik payesi

Uyan hocam uyan yollar da kış var
Sen bize gereksin,sen de çok iş var.

İlk kez değil karda kışta kaldığın
"Kargı"yollarında kayıp olduğun
Kimin umurunda donup öldüğün

Uyan hocam uyanamaz mısın?
Kitli kapılara dayanmaz mısın?

Eylemi destanlar anar dostları
Karlar ile örtülüdür üstleri
Meydanlara dikilmeli büstleri

Uyan hocam uyan boşluğa bakma
Zaten yaralıyım ciğerim yakma.

Cemal Türkmen ____________________________________________________
(*)Çorum'un Kargı ilçesinde tatil dönüşü köylerine gitmek üzere yaya olarak yola çıkan iki öğretmen,yolda donarak öldü - basın-

Öğretmenin Dedikleri

Sular
Geceden gündüze akar dedi öğretmen
Yoksa ben su muyum?
Çiçekler de
Uyurlar dedi öğretmen
Yoksa ben çiçek miyim?
Yeryüzünden gök yüzüne görür dedi öğretmen
Yoksa ben uçurtma mıyım?

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Çağdaş Türk Öykücülüğünün Oluşum Ve Gelişimine Yön Verenler/ Hazırlayan : Feridun Andaç 1- 2

Türk Öykücülüğünün Çehreleri
Öykünün Yüzyılı

Türk Öykücülüğünün Genel Çizgileri/ Hazırlayan : Selim İleri 1- 2- 3- 4- 5

öyküde kuşaklar arası ilişkiler
Yazar: A. Alper Akçam
December 2005
Gençler Ustalara, Ustalar Gençlere Ne Kadar Yakın?

Cumhuriyet 24.10.2005
HAYATIN ÖTE YAKASI FERİDUN ANDAÇ
Sesinin solgun göğünde
I./ Sesini Yakalamak

Türk Edebiyatının Dönemleri
-------------------------------

İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı
İslamiyetten Sonraki Türk Edebiyatı
Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

ARİF DAMAR
Cumhuriyet 22.12.2005
PORTRE / AZER YARAN
AYIN ŞİİRİ: "Noktürn*

CEMAL SÜREYA/ ÖZEL BÖLÜM

BİR SİTE: ATILGANYILDIZ/ BİR SİTEDE BİR ŞAİR'İN- CEMAL SÜREYA- TÜM YÖNLERİ İLE NASIL TANITILABİLECEĞİNİ GÖRMEK İÇİN...

23. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE KEMAL BİLBAŞAR

Şapkam Dolu Çiçekle - Ahmet Arif/ Cemal Süreya

Folklor Şiire Düşman -Ahmet Arif/ Cemal
Süreya

Ahmed Arif Üzerine/ Gülten Akın

Ahmed Arif: YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM/ Enver Topaloğlu

Ahmed Arif 'Haziran'da Ölmek Zor'/ HİCRİ İZGÖREN:

Yurdum Benim Şahdamarım

Ahmed Arif'in şiirleri, ezilmiş bir halka yaslanan, bu yüzden kendisi de son derece hırpalanmış bir insanın içten gelen haykırışları gibi karşılanıyor. Oysa, şiir söylemi, çok duyarlı bir mantığın ürünü gibi görünüyor. / MEHMET YALÇIN

**********************

Varlık Dergisinin Temmuz 2000 sayısı
Ahmet Arif'le/ Tahir Abacı

Sevdayla Direnen Şiirler
Zeynep Oral

Necatigil için başvuru zamanı

Behçet Necatigil anısına verilen Necatigil Şiir Ödülü'ne başvurular başladı. Seçici kurulu Füsun Akatlı, Cevat Çapan, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz ve Tahsin Yücel'den oluşan ödüle aday olmak isteyenler için son başvuru tarihi 15 Mart. Adayların Mart 2005 ile Şubat 2006 arası yayımlanan şiir kitaplarından sekiz adedi, kısa özgeçmişleri, telefon numaraları ve adresleri ile birlikte Necatigil Şiir Ödülü Seçiciler Kurulu Sekreterliği, P.K. 109, 34349 Beşiktaş-İstanbul adresine göndermeleri gerekiyor. Ödül tutarı, 1500 YTL. Bilgi 0212 293 06 65 No'lu telefondan alınabilir.

image

image

DERGİLERDEN/ ARALIK '05

VİRGÜL 90, Aralık 2005

SÖYLEŞİ

Bu sayıda Selahattin Yıldırım , Ahmet Soysal ve Orhan Koçak 'ın Ömer Uluç 'la yaptığı uzun soluklu bir söyleşi yer alıyor.

Şebnem Atılgan da Canan Tan ile yeni yayımlanan romanı Eroinle Dans hakkında söyleşti.

EDEBİYAT
Behçet Çelik 'in yazısı, yakın zamanda kaybettiğimiz Vüs'at O. Bener 'in Dost- Yaşamasız kitabıyla ilgili.

Bu sayıda Orhan Pamuk 'un Kara Kitap 'ıyla ilgili iki yazı yer alıyor: A. Alper Akçam 'ın yazısının başlığı "Kara Kitap'a Karnavalesk Bakış" Leylâ İpekçi 'nin yazısının başlığı ise "Kendisinin En Sahici Taklidi: Kara Kitap (Ve Bin Birinci Okumadan Kalanlar"

Mine Özyurt Kılıç , "Özgürlüğün İfadesi" başlıklı yazısında Salman Rushdie 'nin yeni romanı Utanç 'ı ele alıyor.

Diğer edebiyat yazılarında Gülayşe Koçak , Mümtaz Mehmet Tütüncü 'nün Devletin Manevî Şahsiyeti ; Hamid Farazandeh , Paul Celan 'ın Neredeyse Yaşayacaktın ; Tuğba Benli Özenç , Patricia Highsmith 'in Derin Sular ; Hülya Soyşekerci , Cem Atbaşoğlu 'nun Ses isimli kitabını ele aldı.

Bâki Asiltürk de İbrahim Tenekeci 'nin hazırladığı Seçilmiş Şiirler Antolojisi , Osman Hakan A. 'nın Sarı Ekin ile Serkan Işın 'ın Hz. Hubble'ın Rüyaları isimli kitaplarını mercek altına aldı.

Mustafa Arslantunalı da "Geçerken" sayfalarında, kısa kısa, Graham Greene 'in Türkçeye İstanbul Treni ve Doğu Ekspresi olarak çevrilen romanına; Panos Karnezis 'in Günahlar Labirenti 'ne; Uwe Ommer 'in Benim Ailem 'i ile Klaus Kordon 'un Mucizeler Adasına Yolculuk 'una ve Linus Torvalds ile David Diamond 'un Yalnızca Eğlenmek İçin 'ine değindi. Arslantunalı, "dünyanın en büyük ansiklopedisi" olarak nitelediği "Wikipedia"dan da bahsediyor.

ARAŞTIRMA-İNCELEME
Enis Akın , Necmiye Alpay 'ın eleştiri yazılarını bir araya getirdiği kitabı Yaklaşma Çabası hakkında yazdı.

İnan Mayıs Aru 'nun yazısı, Lev Tolstoy 'un Tanrı'nın Egemenliği İçinizdedir kitabıyla ilgili.

Diğer yazılarda Necmi Sönmez , Babür Kuzucuoğlu 'nun Paris'te Türk Hareleri ; Ata Devrim , Janine Chasseguet-Smirgel 'in Ben İdeali ; Ahmet Eken , Jon Lee Anderson 'ın Che Guevara: Devrimci Bir Hayat ; Savaş Çoban , İrfan Palalı 'nın Tehcir Çocukları ; Şeyhmus Diken , İrfan Aktan 'ın Nazê: Bir "Göçüş Öyküsü" ; Bedriye Korkankorkmaz , Vecihi Timuroğlu 'nun Alevilik, Bektaşilik, Şiilik, Kızılbaşlık ; Zeki Arıkan , Eray Canberk ile Rüknü Özkök 'ün Ömür Biter İstanbul Bitmez ; Kemal Kurak , Necati Güngör 'ün Annem Babam Malatya isimli kitabını ele aldı.

Sadık Yalsızuçanlar yazısında, Handan Öztürk ve küçük İskender ile katıldığı, Avusturya'daki "İstanbullu Yazarlarla Türk Edebiyat Festivali" izlenimlerini aktarıyor.

VİTRİN
Vitrin sayfalarında, her zaman olduğu gibi, son ayların kitaplarından 26 tanesi ile ilgili kısa tanıtımlar yer alıyor.

MED-CEZİR
Med-Cezir sayfaları, önceki sayılarda olduğu gibi, yeni yayınlara, Türkiye'den ve dünyadan kitap haberlerine, yarışma ve ödül duyurularına ayrıldı.

image

Bir yazı deneyi:
OuLiPo
Sayı: 89
Aralık 2005


EDİTÖR'DEN

RÜZGÂR GÜLÜ

Tuncer Erdem, Ali Görkem Userin, Arif Damar, İlhan Durusel, Cemil Eren, Berfe


ŞİİR / ÖYKÜ / DENEME


Lawrence Ferlinghetti - Yaşlı Denizciler, Bürüksel Garında

Bilgin Adalı - Bilge Karasu

Ahmet Ada - Kanto XI

Gültekin Emre - Kaptan

Şavkar Altınel - Kayıp

Lale Müldür - Aleksandre Loşluk, Sen Benim Noel Armağanımsın

Meltem Vardar, Seyhan Erözçelik - Dünyanın Son Günü

Melih Elhan - Sokağın Ağzı

İrfan Yıldız - Sana Günler Sakladım

Ömer Erdem - Kapaklar

Yücel Kayıran - Perş

Cem Uzungüneş - Bereket Duası

Hayriye Ersöz - Şiirler

Alphan Akgül - mış gibi divân ya da ‘after image’, mış gibi leylâ

Cengiz Şenol - ev korkusu

Ertan Yılmaz - Osmanlı

Canem Özyıldırım - Vapurda

Zeynel Çok - Okunaksız İhtiyar

Refik Algan - Anatomi Tiyatrosu

Saba Kırer - Jako’ya Mektuplar

Melida Tüzünoğlu - dekalog mutantan

Emin Özdemir - Taş ve Gül

Nedim Gürsel - Bir Varoluş Biçimi Olarak Yazı ya da Franz ile Felice

Ahmet Bozkurt - Şiir-Fragmanlar


SÖYLEŞİ: Cevat Çapan


DOSYA:
Bir yazı deneyi: OuLiPo

Saadet Özen - iPo’cular, Ou, Li ve Po’yu İleri Götürmek İçin Çalışırlar!

Marcel Bénabou, Jacques Roubaud - İşte OuLiPo (Ouvroir de Littérature Potentielle/ POTEDİŞ: Potansiyel Edebiyat İşliği) budur!

Jacques jouet - Queneau Soyundan Bir Aile

Bernard Magné - Perec ve OuLiPo

Marcel Bénabou - Calvino, Örnek Bir OuLiPo’cu

Harry Mathews - çeviri ve OuLiPo: Durmak Bilmeyen Maltız Vakası

Georges Perec - Oulipoyun


BABİL KULESİ

Mustafa Erdem Özler

İlyaz Bingül

Gültekin Emre

Ersin Yalçınkaya

Birsen Ferahlı


BULMACA

image

image

image

Gülten AKIN/ Körleşme

image

ARİF DAMAR

2005'in Kasım ayı edebiyat dergilerinden Akatalpa, Berfin Bahar, Dize, Esmer, Evrensel Kültür, İle, İmgelem, Kitap-lık, Kuzey Yıldızı, Lacivert, Üç Nokta, Ünlem, Tan Edebiyat, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Litterature, Merdiven Şiir, Mühür ve Şiiri Özlüyorum dergilerindeki şiirleri okudum, inceledim.

Ve Azer Yaran 'ın Kitap-lık dergisinde yer alan Noktürn başlıklı şiirini Ayın Şiiri olarak seçtim, değerlendirdim. Genç denecek bir yaşta yaşadığı köyünde yaşama hoşçakal diyen Azer Yaran kendi şiir çalışmalarının yanı sıra Rus dilinden başarılı şiir çevirileriyle de tanınmıştı. Azer Yaran daha önceki yıllar Ankara'da yaşıyordu.

Bir ara İstanbul'a da geldi. Ben kendisiyle o sırada tanıştım. Ne yazık ki çok arzu etmesine karşın İstanbul'da tutunamadı. Köyüne çekildiğini, ölümünden sonra gazete ve dergilerde çıkan yazılardan öğrendim. İyi bir şair ve çok başarılı bir çevirmen olarak kendisini edebiyat dünyasına kabul ettirmişti. Ölümüyle, gerek kendisini yakından tanıyan, gerekse şiir ve şiir çevirilerinden tanıyan, bilen insanlar derin bir üzüntüyle sarsıldılar. Kuşkusuz, bu kimselerin arasında ben de varım. Işıklar içinde yatıyorsun can kardeşim Azer Yaran, gömütüne yıldızlar sağanak sağanak yağıyor. Biliyorum. İnanıyorum. Edebiyat tarihinde hep yaşayacaksın. Ölümsüzlüğe vardın.


PORTRE / AZER YARAN
Azer Yaran , 1949'da Fatsa'nın Korucuk köyünde doğdu. 1972'de Ankara'da DTCF'nin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. 1970'te TRT'nin çoksesli müzik topluluğuna girdi. 1974'ten sonra dış yayınlar muhabiri olarak çalıştı. 1982'de TRT'den ayrılmasının ardından çevirmenliğe başladı. İlk şiirleri 1976'da Türkiye Yazıları ve Oluşum dergilerinde yayımlandı. İzleyen yıllarda şiirlerini yayımlamayı sürdürürken Rusçadan ilk şiir çevirileri çıktı. Milliyet Sanat ve Gösteri dergilerinin genç şairler özel sayılarında yer aldı. Rus şiirinden çeviriler yaptı. 2 Ekim 2005'te, uzun süredir tedavi gördüğü kansere yenik düştü.

Yayımlanmış şiir kitapları: Mayıs (Türkiye Yazıları, 1979), Burada Günışığı Türk (Gibi Yayınları, 1996), Deniz ve Ten (Öteki Yayınevi, 1998); Giz Menekşesi, Toplu Şiirler 1975-2002 (YKY, 2002). Çeviri kitapları: S. Yesenin , Lirikler (1982), A. Ahmatova , Seçilmiş Şiirler (1984), S. Yesenin, Sönüyor Al Kanatları Günbatımının (1992), A. Blok , Şiirler (1992), B. Pasternak , Kızkardeşim Hayat (1993), B. Pasternak, İkinci Doğuş (1994), Y. Lermontov , Deniz Kızı (1994), A. Puşkin , Bakır Atlı (1995), G. Aygi , Sen-Simalarıyla Çiçeklerin (1995), M. Tsvetayeva , Ruh ve Ad (1996), V. Mayakovski , Dinleyin! (1999), V. Mayakovski, Pantolonlu Bulut (2002), A. Puşkin, Yevgeni Onegin (2003, YKY).


Noktürn*

Gece yaylı çalgılarda yaylar kendi işliyor gök kendi üflüyor nefeslile- re klavsenlerinde yıldızların mavi damlıyor ışın yağmuru dorukların sa- çaklarından ve tıkırdayan varlığın or- kestrasında vurmalıların dingin dar- beleri. Tuşlarda yıldızlar sönüyor ya- nıyor. Ve ufkun diyaframına oturtmuş nefesini engin şarkı, Hava duyumsuyor uzam düşünüyor. Ve musikinin kırmızı rüzgârı. Yıldız ışı- ğı flütlerden çağıldayan. Ağaçların gölgeleri gecenin engin partisyonuna işlenmiş siyah oyalar. Zamandır sesle- rin tartımına bu paylaştırılmış. Oysa daha sonsuzluk var yaşanacak. Mavi yağmuru yıldızların damlıyor- gece ışığı şarkı söylerse nasıl. Öz- değin tin yerinde gurubun üzerinde parçalanmış bir küpten akıyor sonsuza şarap bir violonselde - lal. Çalan- larsız çalgılar topluluğu. Ay göğün eteğinde bir damla kan - batıyor.


AZER YARAN


* 2 Ekim 2005 tarihinde yitirdiğimiz Azer Yaran'ın Kitaplık dergisine gönderdiği son şiir.
Cumhuriyet 22.12.2005

Bilge Karasu



Bilgin Adalı


--------------------------------------------------------------------------------

Yüz akı anadilimizin
ineksağar gibi işleyen sözcükleri,
damıtan,
billur kadehlerde bin yıl dinlendirilmiş şarap gibi sunan,
Troya'yı, uzun sürmüş günlerin akşamlarını,
ölüme hasret olmayan
bir tilkicikle buluşturan,
ve baharda kemirilmiş dutlarla,
çıplak bırakılmış yurdumu anlatan çağdaş bir ozan.
Ağabeyim, ustam, dostum.

Öylesine titizdi ki yazdıkları ve sağlığı konusunda,
yazamadıkları
yazdıklarından çoktu;
hasta günleri, sağlıklı günlerinden…
Mırnık, Mırniye, Mırnav anımsayabildiğim kedileri
göçmemiş kediler bahçesinden.
Piyanonun tuşlarında usulca gezinirken,
sol elinde ışıldayan bordo taşlı gümüş yüzük
ve geniş çerçeveli gözlerinden bakan
ışıltılı gözleri.

Bilge Karasu,
bizim kuşağa çok şey verdi.
Kimimiz,
karaladıklarımızı çöpe atmayı
ondan öğrendi.

KİTAP-LIK

image

image

anasayfaya dön

anasiteye dön


 

 

 
 
OCK
09
allowtransparency="" class="twitter-share-button twitter-count-vertical" frameborder="0" scrolling="no" src="http://platform0.twitter.com/widgets/tweet_button.html?_=1305151599515&count=vertical&lang=en&text=alsah%20-%20Birgo&url=http%3A%2F%2Fbirgo.mynet.com%2Falsah%2Fyazi%2Fy-ll-k-degerlendirme-yaz-lar--ozel-dosyalar-" style="width: 55px; height: 62px" tabindex="0" title="Twitter For Websites: Tweet Button">>
allowtransparency="" frameborder="0" scrolling="no" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fbirgo.mynet.com%2Falsah%2Fyazi%2Fy-ll-k-degerlendirme-yaz-lar--ozel-dosyalar-&layout=box_count&show_faces=true&width=60&action=like&colorscheme=light&height=65" style="border-bottom-style: none; border-right-style: none; width: 60px; border-top-style: none; height: 65px; margin-left: 10px; border-left-style: none; overflow: hidden">>
YILLIK DEĞERLENDİRME YAZILARI/ ÖZEL DOSYALAR

 

YILLIK DEĞERLENDİRME YAZILARI/ ÖZEL DOSYALAR

RIFAT ILGAZ, HABABAM SINIFI, CİDE 2004

SİNEMA 2004

EDEBİYAT 2004

TÜRK EDEBİYATI: ÖYKÜ 2004/ ALİ ŞAHİN

TÜRK EDEBİYATI: ROMAN 2004/ ALİ ŞAHİN

TÜRK EDEBİYATI: ŞİİR 2004/ ALİ ŞAHİN

Yayın Dünyasından 05.01.2006
Hazırlayan: Gamze AKDEMİR gamzeakdemircumhuriyet.com.tr

'Edebiyatımızda Oğuz Atay' sempozyumu

13 Aralık 1977'de yitirdiğimiz Oğuz Atay'ın adını yaşatmak, gelecek nesillere tanıtmak amacıyla; 21 Nisan 2006 tarihinde Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu'nda "Edebiyatımızda Oğuz Atay" konulu sempozyum düzenlenecek. Birey Dershanesi, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu'nun katkılarıyla düzenlenecek sempozyumda Nurdan Gürbilek, Enis Batur, Cevat Çapan, Vecdi Çıracıoğlu, Mustafa Şerif Onaran, Orhan Koçak, Jale Sancak, Eren Aysan, Ahmet Bozkurt bildirilerini sunacaklar. 21 Nisan'da gerçekleştirilecek sempozyum sonrası sunulan bildiriler basılıp kitap haline getirilecek. (Yürütme Kurulu: Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Betül Tarıman, Zahide Tufanyazıcı, Mine Özgür, Funda Ölez, Muzaffer Bıyıklı).

Kastamonu Net (Blogcu)

2005'TEN 2004'E KUŞBAKIŞI...

2005'TEN 2004'E KUŞBAKIŞI.../ SİNEMA

ASUMAN KAFAOĞLU- BÜKE'DEN "2002 ŞİİR YILLIĞI" VE "2003'DE ROMANIMIZ'A BAKIŞ"

ASUMAN KAFAOĞLU- BÜKE'DEN "2004'TE ROMANIMIZ'A BAKIŞ"

Asuman Kafaoğlu-Büke Yazın Sanatı
2005 kitapları (1)
Asuman Kafaoğlu-Büke Yazın Sanatı
2005 kitapları (2)
Cumhuriyet Kitap; 22 Aralık 2005- 29 Aralık 2005

anadolu

saat ilk vakitler daha
çoktan yola çıkmış anadolu
yaz günlerinde kavrulur tenleri
elleri nasır kokan,tarla sesli kadınların.
yaşamları pamuk ipliğinde asılı.
oysa bir tas çorba,bir güveç bulgura
adanmış hayatları,
dere boyunca dizilmişler
önlerinde kavak kokusundan gölgeler,
kadınlar diyorum anadoluyu anımsatan,
ve anadolu diyorum kadınsız yapamayan.
cigaralarını yakmış herifler,
kahvede,o saray kahvesindeler
tarladaki geleceğe mahkum olmuşçasına
kala kalmışlar oracıkta,
hayatları bir cigara bir bardak çaydan ibaret oysa
oturmuşlar memleketi kurtarıyorlar.
çocukları görüyorum, ellerinde çelikten çomaktan bir gelecek
takılmışlar o tayın peşine oynaşıyorlar.
ve buram buram bir koku,
nasır kokan,feryat kokan,özlem kokan bir koku
anadolum herşeyim!!!
ve sen anadoludan kopan
tek sevdam anam.

Atılgan YILDIZ

image

EMA... SİNEMA... SİNEMA... SİNEMA... SİNEMA... SİNEMA... SİN

image

image

Babam ve Oğlum/ Çağan IRMAK

Babam ve Oğlum rekora gidiyor

Genç yönetmen Çağan Irmak'ın, bir baba, bir oğul ve torunu etrafında 1980 ihtilalinde yaşananları ele aldığı filmi "Babam ve Oğlum" rekora koşuyor.

Seyirciyi fetheden duygusal çalışma, ilk haftasında 74 bin 406, bunu takip eden 3 gün ise 79 bin 30 seyirciyi sinema salonuna çekerek 10 günde 153 bin 436 izleyiciye ulaştı.

Senaryosunu da Çağan Irmak'ın kaleme aldığı "Babam ve Oğlum" adlı yapımda oğlu Fikret Kuşkan, babayı Çetin Tekindor, torunu Ege Tanman canlandırıyor.
Filmde, diğer rolleri Hümeyra, Şerif Sezer, Özge Özberk, Binnur Kaya ve Yetkin Dikinciler üstleniyor.
Yapımcılığını Şükrü Avşar'ın üstlendiği filmin öyküsü kısaca şöyle:

"1980 askeri müdahalesinde annesini kaybeden Deniz, 7 yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege'deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar. Deniz'in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesi ile babasının yıllardır dargın oluşudur. Hüseyin Efendi, okumak için gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir.
Sadık'ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz'den ayrılmak zorunda oluşudur. Küçük oğlunu babasına emanet edecektir. Deniz, birdenbire kendini alışmadığı, ilginç bir ortamda bulurken, Sadık, terk ettiği sevgilisiyle ve kendiyle kasabada yüzleşirken, çocuk da dedesinin ve babasının arasındaki tüm buzları eritecektir..."

Cumhuriyet 07.08.2005
Çağan Irmak'ın çekimleri süren yeni filmi 'Babam ve Oğlum' kasım ayında gösterime girecek

Çocuk gözüyle 80 sonrası
'Hatırlarsanız 'Çemberimde Gül Oya' 1980 darbesiyle bitmişti. Bu film ise 80 darbesiyle başlıyor, bir zamanaşımıyla 1987 yılında geçiyor. Sadık'ın Ege'de bir çiftlikte yaşayan ailesi için bir anlamda Türkiye özeti demek iddialı olur. Ama kendi halinde yaşayan bir aileyi bile vurabilen ihtilal, filmin temel izleği.''
ECE BAKTIAYA

Ayvalık yakınlarında hummalı bir çalışma var şu sıralar... 2 yıl aradan sonra Çağan Irmak yeni bir sinema filmiyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Çekimleri süren filmin adı 'Babam ve Oğlum' ... Film 1980 darbesi sonrasını, ağır yaralı Türk insanının, sadece Sadık'ın ( Fikret Kuşkan ) özelinde sunuyor... Ve tabii ki Sadık'ın kalabalık ailesi de işin içinde. İmza attığı her yapımda farklı bir dönemi, sosyal yapıyı işleyen Çağan Irmak, ''Hatırlarsanız 'Çemberimde Gül Oya' 1980 darbesiyle bitmişti. Bu film ise 80 darbesiyle başlıyor, bir zamanaşımıyla 1987 yılında geçiyor. Sadık'ın Ege'de bir çiftlikte yaşayan ailesi için bir anlamda Türkiye özeti demek iddialı olur. Ama kendi halinde yaşayan bir aileyi bile vurabilen ihtilal, filmin temel izleği'' sözleriyle anlatıyor filmin geçtiği dönemi...


Küçük Deniz ve yaşadıkları


Film, 1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz (babası o dönemde birçok erkek çocuğa verilen ismi koymuş) yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege'deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkmasıyla başlıyor... Deniz'in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşu. Hüseyin Efendi ( Çetin Tekindor ) okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir çünkü. Sadık'ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz'den ayrılmak zorunda oluşudur; küçük oğlunu babasına emanet eder. Kelimenin tam anlamıyla Deniz bu çiftlikte hafif tatlı kaçık bir ailenin ortasında bulur kendini. Evin yanaşmaları, küs teyze ( Şerif Sezer ), traktör kullanan ve telsizle konuşan müthiş bir babaanne ( Hümeyra ), bileğinden boğazına kadar bilezikle dolaşan gelin Hanife ( Binnur Kaya ) ve saf bir amca ( Yetkin Dikinciler )... Hepsi bağırarak ve hep bir ağızdan konuşuyor. Sadık, uğruna savaştığı bir Türkiye'ye ve terkettiği sevgilisiyle ve kendiyle kasabada yüzleşirken; çocuk, dedesinin ve babasının arasındaki tüm buzları eritiyor...

Bir çocuğun gözünden anlatılıyor hikâye... Zor olsa gerek diyoruz çocuk gözüyle, masumca yorumlamak o dönemi, yaşananları... ''Hiçbir zorluğu yok, aksine bu bir yönetmene daha naif ve daha kolay bir anlatım şekli sunuyor'' diyor usta yönetmen ve ekliyor: ''İçimizdeki çocuğu öldürmemek zırvalıkları dışında büyümüş ve olgunlaşma yolunda olan bir yönetmenin şu düşüncesiyle karşılaşıyorsunuz; en azından ben öyle düşünüyorum: '' Nihayet bir çocuk filmi yapabilecek kadar olgunlaştım ...''


'Oyuncu kirlenmemiş olmalı'


Yapımlarında konu, mekân ve dönemsel öğeler kadar seçtiği oyuncularla hep dikkat çekti yönetmen. Çoğu zaman aynı oyuncularla çalıştığına tanıklık ettik. 'Babam ve Oğlum' un oyuncu kadrosuna baktığımızda da karşılaşıyoruz aynı isimlerle... ''Oyuncu seçimi çok içsel bir şey. Bu, kelimelerle ifade edilemiyor. Gözlerine ve ruhuna inandığım tüm oyuncularla çalışabilirim, hiçbir kıstasım yok. Birinci ve tek kuralım oyuncunun kirlenmemiş olmasıdır. Ben sinemacı kimliğimi bir yolculuk olarak görüyorum, yanıma da beraber seyahat etmekten hoşlandığım arkadaşlarımı çağırıyorum. Hatta teknik ekip de buna dahil. İlk defa bir filmde bu denli rahat, bu denli istediğim olanaklarla çalışıyorum.. bunun için yapımcıma ve teknik ekibime teşekkür ediyorum.''

Çizdiği kara tablodan sonra yönetmenin ve eskilerin tabiriyle 'acıklı komedi' diyebileceğimiz filmin senaryosu da Çağan Irmak'a ait... ''Ben bir filme tamamen bir bütün gözüyle bakıyorum. Kimse kusura bakmasın ama bir sinema filminde yönetmenin senaryoyu kendisi yazması ya da yazımına katkıda bulunması gerektiğini düşünüyorum. Senaryoyu filmimden ayrı düşünmüyorum. Senaryo benim için söyleyebileceğim cümlenin kendisi ise yönetmenliğim de nokta koymak oluyor.''

image


İZLENCE

MEHMET HARMANCI

m.harmanci@40ikindi.com

"BABAM VE OĞLUM": Yüreğinizde filizlenecek...




I.

"Babalar ve oğulları" sanat için, edebiyat için her zaman "sıkı" bir konu olagelmiştir. Kılıcın ipekte sınandığı gibi kendini bu konuda sınayan sanatçı da az değildir. Sanki "babalar ve oğulları" konusu da yazının ipeğidir. Sınavın sonucu çabuk belirir. Eser, ipeğinde sınanınca... Beklemeye hacet kalmaz.

Belki Çağan Irmak'ın, "Babam ve Oğlum"u da, sonucu tez veren testlerden birisini başarıyla geçtiğini göstermek üzere herkesi şaşırtmayı seçti. Film ekibi, bu denli bir alakaya mazhar olacaklarını kestiremediklerinden az kopya ile gösterime girince, filmle izleyenleri "şaşırtırken", talebe cevap vermek noktasında da kendileri şaşırmış oldular Ama şaşırmak iyidir. Rutine batmış insanımızın şaşırtılması da her daim gerekmektedir.

Ne yazık ki, âli ve derin konulardan söz açması muhal bir kitle haline gelmekte olan insanımızın, yüce ve derinlikli açıklamaları algılamaya da pek mecali kalmamış gibi göründüğü şu demlerde onları en insani yanından yakalayıp şaşırtacak eserlere daha çok ihtiyaç var. Filmde de başarıyla anlatıldığı gibi, kendimizi nasıl tanımladığımız bir yana insan olarak acıyan yanlarımız ne kadar da ortak.

Acıyan yerlerimize dokunup, aslında hepimizin pek çok tepkisinin aynı noktadan doğduğunu gösterdiği için, babalar ve oğulların bu hikayesi alkışlanmalı! Anlatmak istediğini önceleyip, ne anlatacağını bilip, boş sloganlardan, haksız kargışlamalardan uzak durarak izleyicisini insan olmanın basit, kolay algılanabilir ve sarsıcı yanıyla yüzleştirdiği için de alkışlanmalı! Hepsinden öte yüreği nasır tutmak üzere olan biz "modern çağın tüketim canavarı (olmuş/olma yolcusu) insanı"nı göz yaşı tarlasına davet ettiği, çatlamış topraklara göz yaşı serptiği için alkışlanmalı!


II.

Ben bu filmi belki de izlemezdim, televizyon izlemeyenlere özellikle izlemeyenlere televizyon izlettiren adam Okan Bayülgen olmasaydı. Okan Bayülgen'in o programı olmasaydı. O programa yönetmen ve oyunculardan birkaçı konuk olmasaydı. O programda yayınlanan fragmanlar olmasaydı.

Aslında daha önce sinemada fragmanlarını, reklamını izlemiştim ama filmi izlemeye icbar edecek, ikna edecek bir şey bulamamıştım. Hatta bu filmden o fragmanlarda eser bile yoktu desem çok mu abartmış olurum?

Fragmanlar filmin bütününü anlatmıyordu, ancak bu, "pazarlama tekniği olarak reklamı başka kendisi başka türünden" bir tanıtım kurnazlığı, içi beni yakar dışı seni yakar durumu da, değildi. Bu durum sanırım doğrudan doğruya, "güzel olan hiçbirşey hülasa edilemez" görüşünün ispatıydı.

Filmi sonuna kadar izlemeden de bunu anlamam yine mümkün olmadı.


III.

Ben bu filmi öncelikle umuda bir fırsat daha verdiği bizi umuda inandırdığı, özendirdiği ve umudu yaşattığı için sevdim.

Ülkemizi ve insanımızı düşündükçe, dönen devranı anlamaya çalıştıkça üstümüze hücum eden karabasanları bir an olsun uzaklaştırmaya yarar umuduyla bu filmi sevdim.

Geçenlerde Sevgili ağabeyim İbrahim Demirci ile konuşurken, yürekleri katılaşan insanlarımızdan, nezaketini ve rikkatini yitiren toplumdan bahsettiğimde bana, "ne yapsak, insanları bir bir motosiklete mi bindirsek", diye yine bir filme gönderme yaparak cevap vermişti. Şimdi de ben daha iyi bir çözüm olarak İbrahim Bey'e, "motosiklet işi zor ama insanları 'Babam ve Oğlum'a götüremez miyiz hocam! diyerek, dönebilirim.

Her neyse... Sözü bağlamadan şunu da eklemeliyim: Yüreğinizde filizlenecek hiçbirşey kalmamışsa da bu filme gidin! Zira gönülden umut kesilmez! Çünkü gönül -ne olsa da- Hakk'ın nazargâhıdır...

Tarih: 01:52, Yedinci Sanat, 3/12/2005 Kategori: Film

image

image

Cumhuriyet Kitap 08.12.2005 Sayısındaki yazılardan...
----------------------------------------------

Bir mizah dergisinin öyküsü

ÇARŞAF

Şaka Satıcıları, bir mizah dergisinin yaşamının ortaya konma çabası gibi görünse de, aynı zamanda, günümüzde basın içinde unutturulmak istenen mizahla muhalefete bir dikkat çekme çabası sayılabilir... Kitap ayrıca, dergide işlenen karikatürleri, farklı karakterlerdeki kahramanları, mizah yazılarını, dizileri anımsatarak zamanının siyasi ve sosyal yaşamına da ışık tutmakta...




Semih POROY

"Çarşaf" 50'li yaşlarını sürmekte olan mizahseverlerin hoşlukla anımsayacakları haftalık bir derginin adıydı. Gazetecilik mesleğine dikkat çekici bir karikatürcü olarak başlayan, gazetenin kurucusu Sedat Simavi(1898-1953) anısına Hürriyet grubu tarafından yayımlanıyordu. Çarşaf'ın yazar çizer kadrosunda Semih Balcıoğlu, Aziz Nesin, Bülent Arabacıoğlu, Hikmet Feridun Es, Nehar Tüblek, Çetin Altan, Bülent Düzgit, Ümit Yaşar Oğuzcan, Mahmut Karatoprak, Suavi Süalp, Öznur Kalender, Kandemir Konduk, Sinan Gürdağcık, Vedat Saygel, Ercan Akyol, Mesut Ekener gibi imzalar bulunuyordu. Sonraları kadroya Ateş Benice, Sunder Erdoğan, Zeki Beyner, Metin Üstündağ, Alp Tamer Ulukılıç ve daha genç kuşaktan birçok isim katılmıştı. Çarşaf'ın on üç yıllık yayın yaşamı (1975-88) şimdi bir kitaba konu olmuş bulunuyor: Şaka Satıcıları.Kitabın anlatı yöntemi ikili bir düzleme oturuyor. Gerçekle kurgu arasında gidiş gelişler, geriye dönüşler Şaka Satıcıları'na bir popüler roman tadı vermiş. Bu yöntem kitabın kolay okunurluğunu sağlıyor. Kitapta Çarşaf'ın birçok sayısının ayrıntılı dökümleri var. Bu yönüyle Şaka Satıcıları bir tür belgesel niteliği de taşıyor. Nurdoğan K. Gülen ve Ergin Gülen'in birlikte kaleme aldıkları Şaka Satıcıları hakkında kendileriyle konuştuk:



Asuman Kafaoğlu Büke bu hafta Abdülhak Şinasi Hisar'ın 'Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği' adlı romanını tanıtıyor.


Stefan Zweig'in 'Amerigo'su dilimizde. Hikmet Temel Akarsu yazdı.


Tuna Kiretmitçi'den bu kez denemeler: A.Ş.K. neyin kısaltması? Erdem Öztop inceliyor.


Gürsel Aytaç'ın 'Edebiyat ve Kültür' adlı çalışmasının edebî tartışmalarımıza katkıları.

image

image

image

ANASİTEMİZE GİREBİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

image

ALİ ŞAHİN'İN BLOKNOTU

  

 

1126
0
0
Yorum Yaz